Boyayı yenilemekle başladık sanırsınız; aslında işi değiştiren, temponun yeniden ayarlanmasıydı. Önce dinledik: bir buton nefesi ne kadar sürede vermeli, başlık sahneye nasıl yavaş girmeli, hangi turuncu “söz veriyorum” der de “dikkat!” demez. Palet bu cevapların peşinden geldi; tersinden değil.
Sisteme kendi ritmini öğrettik. Renkler, fiil gibi okunan isimlere sahip token’lara dönüştü. Tipografi bağırmadan büyümeyi öğrendi. Filmde renk düzeni sıcak tarafa yaslandı ama nefes alacak boşluk bıraktı; sitede gradyanlar aynı sıcaklığı taşıdı, metnin önüne geçmeden.
İlk hafta tadilat tozu gibiydi. Eski alışkanlıklar yeni kurallara çarptı; ikisinin de haklı olduğu yerler vardı. Tartışmaları kısa, örnekleri uzun tuttuk: önceki hâli göster, sonra yenisini, arada bir saniyelik sessizlik bırak. İnsanlar çoğu zaman argümanla değil, içleri rahatladığı için fikrini değiştirir.
Basın bülteni gittiğinde iş artık kendini işaret etmeyi bırakmıştı. Asıl işaret buydu. Kaydırıyorsun, izliyorsun ve hiçbir yere takılmıyorsun. Marka adını bağırmıyor; sana eşlik ediyor. Baştan beri istediğimiz tam olarak buydu.
More than a new coat of paint
Rebrands pretend to be about color, but they are mostly about tempo. We began by listening: how fast should a button exhale, how slowly should a headline arrive, what shade of orange sounds like a promise and not a warning. The palette followed the answers, not the other way around.
We taught the system to keep its own beat. Colors became tokens with names that felt like verbs. Type learned to scale without shouting. On film, the grade leaned warm but left room for breath; on the site, gradients carried the same warmth without stealing attention from the words that had to land.
Same brand, new patience
The first week felt like renovation dust. Old habits bumped into new rules, and both had a point. We kept the discussions short and the examples long: show the before, show the after, leave a quiet second in between. People do not change their mind because of arguments; they change it because of relief.
By the time the press release went out, the work had stopped calling attention to itself. That was the tell. You could scroll, you could watch, and nothing snagged. The brand didn’t shout its name; it kept you company. That is what we wanted all along.